Forum tıkla paylaş

www.maviyesilege.com

5/10/2008 - sıkıldım artık...

Kategori: hayat

 

Sıkıldım artık...
Herşeyden!
Aklımdan binlerce cümle akıp giderken hayata dair, herkese dair, bir elvedadır söyleyemediğim sadece. Çünkü geride kalacaklardan çok, en çok belki de, ölümden korkuyorum... Kim bilir, belki hayatıma son vermemek içindir bunca yaşama isteğim. Lakin sözlerin tükendiği, cümlelerin noktalandığı bir vakit gelip çatıyor, insanın boğazına düğümleniyor hatıralar. Çöz çözebilirsen...
Ben çözemedim, çözemiyorumda zaten.
Kim bilir belki çözerim ama buna gücüm var mı, bilmiyorum...
Kalabalık yalnızlıklar içinde boğuluyorum. Oksijensiz kaldığım günlerden hesap sormam gerekiyor belki de. Sonra boşver diyorum. Soluduğum havanın ne kadarı oksijenki?
Herkesin boş bakışlarından, bomboş yaşamlarından, boş cümlelerinden sıkıldım. Herkesin cümlelerindeki “ben” lerden ve beni yargılamalarından. Kendilerini bilmeden daha, etrafa saldırmalarından. Ortada görülecek onca gerçek varken kendi gerçeklerini –gerçek olmamalarına rağmen- kabul ettirmeye çalışmalarından, ve tartışılan her konuda karşısındakini dinlemeden kafasındaki cümleleri kurmalarından...
Ve bunun gibi binlerce şeyden sıkıldım. Nefeslerim taşıyor artık ciğerlerimden. Aldığım nefes hava mı?...
Karanlıklar paklıyor insanları, öğrendim. Yalnızlık en büyük düşmanları ve de. Anladım ki insanlar neden bu kadar kaçar yalnızlıktan ve yüzleşemezler kendileriyle. Aynaya sadece saçının ve başının şekli için bakan, ruj süren parmakları kaymasın diye dikkatini kabartanardan da sıkıldım. Aynaya baktığında kendilerini görmeyip, dışındaki maskeyi boyayanlardan sıkıldım. Dünyaya gülen ruj lekeleri bırakanlardan da...
Bırakıp gitmek istediğim vakit dünyayı, arkamda siyah güneş gözlükleri arkasından ağlayacak insanlar istemiyorum. Ve rimel lekeleri bulaşmasın artık pudralanmış yüzlerine. Bırakın beni. Ben bu dünyaya ait değilim. Ait olamadım da...
Başkalarını düşünerek yaşayamayacağımı anladım artık. Başkalarını umursamak kendimi ihmal etmekmiş, öğrendim... Ve bu hayatta öğrenemediğim en önemli şey kendim oldum. Ben aynalara süslenmek için bakmadım belki evet ama, pişmanlığım bu değildir. Benim bakacak hiç aynam bile olmadı. Her baktığım ayna farklı bir insan sundu bana. Her baktığım aynada bir başkası beni yargılar yüzle baktı. Boğazıma kadar yumruklandı sıkıntılarım. Kusamıyorum...
Mısralarım kısır kaldılar artık. Yazdığım harfler anlamsız kelime yığınları... Sadece durup düşünmek lazım. Sadece yaşayıp görmek...

Mısralarım kısır kaldı artık.
Ne kimseyi anlatabiliyor,
Ne de anlayabiliyor etrafındakileri...
Sağır cümleler kuruyorum,
Hayattan bağımsız,
Ölüme güdümlü!
Dillerini kestim kelimelerin,
Ve sürekli yargılayan cümlelerin..!

Elbet gelecektir sonu,
“Ben”cil alınan nefeslerin.
Gidiyorum, ve köklerini kazıyorum.
Sığ denizlerde, kendini derin zannedenlerin...



Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : sıkıldım artık

22/9/2008 - Nedir ümit ve ümitli olmak?...

Kategori: hayat

Cesur yürekler taşır umudu bilirim.
Ümitli olmayı, yüreğinin derinliklerinde taşımak bile cesaret ister. Umut, duanın diğer bir adıdır. Mevla’ya yakarışın, onunla hemhal olmanın, bir şeylere hazırlanmanın gereğidir de umut. Meşakkatli ve zorlu bir duruşun da ifadesidir umut. Büyük bir güç ve kararlılığı gerektirir. Güçlü olmak beraberinde cesareti getirecektir. Bu gücün farkına varıldığında ise, artık kimse duramaz karşısında umudun. Bütün her şeyi tuz buz edebilir.
Umut inkılaptır…Gerçek ve yerinde bir değişime gebedir ümitli olmak. Gereğini yapınca hiçbir gücün karşısında duramadığı bir ruhtur. Kalıplara sığmaz artık bu demden sonra. Onu hep taşımak gerekir ki, lüzumlu yerde hemen sarıversin hayatı. Sarmalasın taşınan kırıntıları. Yüreklendirsin o küçük bedenlerin sahip olduğu minik yürekleri. Bir avuç içi kadar değil, bir dünya kadar büyütsün o yürekleri ki karşısında hiçbir güç duramasın.
Bazen Habil olur karşımıza çıkar. Habil’in tavrı ve duruşu gibi bizi de sarar.
Yeri geldiğinde İbrahim’i bir balta olur.
Yeri geldiğinde Yakup’un gözyaşlarıdır.
Bazen İsa’nın asası, bazen de Musa’nın dönüşüdür.
Yeri geldiğinde Harun’un yardımıdır.
Bir bakarsınız ki İsmail’in teslimiyeti olmuştur. Yusuf’un zindandaki sabrı, iffetini koruyuşu iken, bir de bakarsınız ki, Eyyub’un duası olmuştur.
Ve Ömer gibi kükreyerek gelir bulur sizi. Ebubekir gibi temkinli ve metanetli. Osman gibi halimdir bazen de. Ali gibi fedakarken canı pahasına, Muhammed(s.a.v.)’in toplumu ıslahı olmuştur dünya deryasında. Kulpuna tutunursunuz. bırakmamacasına…
Sizi yüreklendirir. Kazandığınız çabayla yoğrulursunuz. Bununla bir şeyler kazanacağınızın farkındasınızdır.
Umut çabadır. Çaba da inancın gereğidir. İnançlı olmak her şeyin üstesinden gelmek demektir. Ulaşmak istediğiniz hedefe sizi götürecek bütün katığınız artık beraberinizdedir. O sizin helal kazancınızdır. Hiçbir güç sizi yolunuzdan alıkoyamayacak, vesveseler sizi yıldırmayacaktır. Kötümserliğe yer yoktur hayatınızda. Hayata karşı koyuşunuz da başlamıştır artık. Dik duruşunuzla hayata selam vermenin ve onu kuşanmanın dinginliğiyle karamsarlığı es geçeceksiniz. Zira siz çok karlı bir durumdasınız.
Bütün geçmişlerde bunu görebilmeniz için güveniniz tazelenir her zaman diliminde. Siz zamanı yakalamışsınızdır. Zaman sizi değil, siz zamanı kontrol etmektesiniz.
Bunu büyütmek ve etrafa dağıtmak için durmamak ve yarışmak gerekir zamanla…Ümitli olmak nice insanları, toplulukları hedeflerine ulaştırmış, onlar menzile varanlardan olmuşlardır. Sayıları az da olsa inanmanın, azmin yanında hep ümitli olmanın karını paylaşmışlardır.
Bizi ödenecek ağır sorumluluklar ve bedeller beklemektedir. Yılgınlığa ve yorgunluğa yeri yoktur bu durumun. Ağır olan bu sınavda bazen tökezler ademoğlu. Bir anda taşıdığı değerleri unutur şaşan beşer. O bu yılgınlığın ve tökezlemenin geçiciliğinin farkına varmalı hemen. Sahip olduğumuz değerleri hatırlamalı ve dört elle sarılmalı. Elbetteki bahane ve uydurmalar çoktur. Ümitli olmak işte burada bahaneleri yutar götürür. Değerler sahiplenilir ve kuşanırız silahları…
Sabır oluruz Eyyub’un hastalığında, bazen de derman. Firavun’un sarayında Asiye’yizdir artık. Nil nehrinde Musa olmuşuzdur bakarsınız. Musa’nın annesinin ümidi biziz. Sabrın yoğurduğu emeğizdir artık. Sabır umudun içinde saklıdır. Barındırır onu ta derinliklerde, korur onu nadide bir çiçek gibi. Umudunuz yoksa sabrınızın da bir manası yoktur.
Ümitli olmak ve ümitle yaşamayı bilmek gerekir ki hayat daha rahat olsun. Versin istenileni… Kazanılsın arzulananlar. Bütün hayata yaymak ve bağışlamak gerekir umudu. İşte zorluğu o zaman kalmayacaktır.

Aslı Ateş Kaya

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : Nedir ümit ve ümitli olmak?...

19/8/2008 - arsivimden buldugum bir yazı :)

Kategori: hayat


Sanal sapkınlık: Bastırılmış ‘gerçek kişilikler’in ‘sahte kimlikler’le ortaya çıkışı

 

Teknolojik gelişmelerin hayatımız için bulunmaz bir nimet olduğu bu dönemde, bir çok yanlış da hayatımıza bu yolla girmeye başladı. Bunların en başta gelen ve aile kurumunu en çok tehdit edeni ise, sanal ilişkiler!

 

Sanala bahaneler

 

Sanal ilişkiler, utangaçlık, sıkıntı, ruhsal sorunlar, eşle işlerin yolunda gitmemesi, aradığı gerçek mutluluğu bulamama, önce merak edip başlayıp, sonra kendine hakim olamama, kendi görüntüsünü beğenmeyip aşağılık kompleksi yaşayarak sanal ortamı tercih etme gibi, onlarca bahanenin arkasına saklanmış bir sapıklık eğilimidir. Bahanesi her ne olursa olsun, tamamen fantezilerden oluşan, gerçekle bağlantısı olmayan, kendini karşısındaki kişiyi tatmin edecek bir “obje” haline getirici son derece çirkin bir durumdur.

 

Sanal âlemde kimler var?

 

Kadın-erkek, eğitimli-eğitimsiz, evli-bekâr, yaşlı-genç hatta çoluk çocuk birbirlerini hiç tanımadan sanal ortamda rast gele bulunabilmekte ve bir süre sohbetten sonra yanlış ilişkilere başlayabilmektedir. Bir çoğu farklı bir kimliğe bürünüp kendi gerçek kişiliğini sakladığı için, ekran başında rahat rahat bir şeyler yaşamaktadır. Gerçek hayatta uymak zorunda oldukları ahlâk kurallarını, gelenekleri tamamıyla göz ardı edip, sosyal hayatta bastırdıkları davranışları açığa çıkararak, yani “gerçek kişilikleri”, ama “sahte kimlikleri” ile aklınıza gelecek her türlü ilişki düzeyini yaşayabilmektedirler.

Başlangıçta kişilere hoş gelen bu durum, zaman içinde psikolojilerinin bozulmasına sebep olmaktadır. Yapılan davranış, dengeli olmadığı için, ilerleyen zamanlarda “suçluluk duygusu” ortaya çıkarmaktadır. Çünkü kişi tanımadığı biriyle hayatıyla ilgili çok fazla mahrem konu paylaşmakta, hatta bir süre sonra ilişkilerin boyutları inanılmaz düzeylere varabilmektedir. Ancak bilgisayar başında ki herkes için geçerli korkunç bir ihtimal vardır: Belki de karşılarındaki kendi kız kardeşidir. İşte bu belirsizlik duygusu kişiyi son derece huzursuz etmekte ve öz saygısını azaltarak kişinin kendisinden nefret etmesine sebep olmaktadır.

Çünkü ne kadar sanal olursa olsun yapılan şey illegal bir ilişkidir.

Ayrıca bu sanal kimlikli, sanal durum kişilikte iç çatışmalar doğurmaktadır. Ahlâkî kaidelere dikkat eden davranışlarıyla toplumda takdir gören nice “hanımefendinin/beyefendinin” adres defterindeki onlarca kadınla/erkekle saatlerce (üstelikte % 90 eşinden/ anne- babasından habersiz) sohbet etmesi ne kadar ahlâkî bir davranış olabilir ki?

Bunun için, sanal âlemde her saniye bozulmakta olan ruh sağlığınız da bir süre sonra hayatınızı çekilmez hale getirmeye başlamadan, lütfen hayatınızın kontrolünü elinize alın ve bu alışkanlıktan sıyrılmaya çalışın. Bağımlılık yapan bu duruma karşı tek başınıza irade koyamıyorsanız, çevrenizdekilerden yardım isteyin. Ayrıca psikologların da terapi konularına giren sanal yaşantı için, gerekiyorsa, mutlaka bir uzmandan da destek alın.

 

Daha kimler var kimler: Kadınlar,

erkekler ve şeytan da çevrim içi

 

“Ama sesimiz gitmiyor, hem ben kamera açmıyorum, sadece sohbet ediyoruz” diye dursun savunma mekanizmalarınız. Gerçek şu ki, sesiniz tuşlara indiğinde karşıda kimin olduğu ve kime ne dendiği çok önemli. Şunu da belirtelim ki, bu sanal durum da gerçekte bir aldatmadır. Çünkü, aldatmak, aldatılmak dediğimiz durum önce beyinde başlayan bir durumdur. Sonra bazıları sanal âlemde kalır, bazıları gerçeğe akar gider. Tabiî ki, kişi de tek bir şey yoksa: Sağlam bir kişilikle desteklenmiş, sapasağlam bir inanç.

O yüzden, eğer internet başında bir sapkın davranış sergiliyorsanız, kişiliğinizi ve inancınızı bir gözden geçirmelisiniz. Çünkü sanal olsun, hayâl olsun, gerçek olsun şeytan gittiğiniz her yerde yanınız da, hem de tam yanı başınızdadır. Her zaman çevrim içidir ve sizin vereceğiniz bir fırsatı kollamaktadır.

Bu teknolojiyi doğru amaçlarla kullananlar için sözümüz meclisten dışarı olmakla birlikte şunu da hatırlatmakta yarar var: Sanal âlemde karşınızdakiler sizin kim olduğunuzu bilemeyebilir, ancak her şeyin bilindiği bir mekâna gittiğimizde perdeler açılacak ve bütün kimlikler ortaya çıkacaktır. O yüzden hiçbir zaman yalnız kalmadığınızı ve her halinizin ahirette kapalı gişe izlenecek bir film olduğunu unutmayın!    

 not: sanal alemde "seni seviyorum" diyene asla inanmayın ya gecici hevestir ya egosunu tatmin ediyordur yada zaman geçirmek için bir araçtır hepsi bundan ibaret bana güvenin.
"seni seviyorum" cümlesi okadar basit değildir anlamını bilmeyen okadar çok kişi varki 
sanal insanlar sıpsevdi olurlar bu gun seninle yarın bi baskasıyla...

çünki gerçek sevgiyi asla bilemezler
"bildiklerini sanırlar" 

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : sanal sapkınlık

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

maviyesilege

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Rss

Kategoriler

Etiket Bulutu

aşk şiir ask Asım Hocam Bir Yastıkta.. kendimi arıyorum Aynama Abanoz'daki Emine Ruhun Acılar paylasarak

Arkadaşlarım

ahsuvera
tozlanmisyapraklar
buyulugozler
mavismor
huzundenizi
annekedi
azmavi
maviyunuseflatun
busecegunler
elfinn
turkanzeybek
kediikizzz34
gurbetci66
papis85
siyamkedisi
kuzummmmm
S£RÇ£ serçe
ceyda54
violetandblack
muratmaster
sinifdizisi
cilginlars
hazanistan
sanatevim
rapkamyonu
axikedi
Forum Video Oyun Arcade Forum Video Oyun Arcade Video Oyun Siir Denemeler Hikayeler ask